Filmİnceleme

Tenet: Dağılmaya Meyilli Bir Yapboz Yaratmak

Uzun zamandır beklenen ve malum sebeplerden dolayı sürekli ertelenen Tenet, nihayetinde vizyona girdi. Pek çok eleştirmenin beğenisini toplayan film, Christopher Nolan’ın önceki filmlerine oranla izleyenler arasında büyük bir kutuplaşma yarattı. Ben de bu yazıda filmin kendimce artı ve eksi yönlerini yorumlayıp oluşan fikir ayrılıklarına ışık tutmaya çalışacağım.

Tenet Öncesi Nolan’a Bir Bakış

Tenet hakkındaki yorumlarıma geçmeden önce film hakkındaki yorumlarımın daha net anlaşılması için sinemada izlediğim ilk Nolan filmi olan ve Tenet hakkındaki beklentilerimi ve ümitlerimi oluşturan film, Dunkirk hakkında biraz konuşmak istiyorum. Dunkirk’ü ilk kez izlediğimde filmin aldığı riskler ve diğer savaş filmlerinden farklılıkları beni fazlasıyla tatmin etmişti. Dunkirk, güçlü bir senaryoya bel bağlamadan, karakterlerle duygusal bağlar kurmamız için ekstra bir çaba harcamadan da anlattığı olayın ve bakış açısının getirileriyle benim için etkileyici bir filmdi. Film, zaten stresli olduğuna ilk dakikasından ikna olduğumuz bir olayı anlatıyor; belirli karakterlerin yaşadığı dramatik anlar üzerinden, daha büyük bir kitlenin yaşadığı gerginliğe mercek tutuyordu.

Film boyu aynı karakterlere uğrasak da aslında kişilikleri hakkında pek bir şey öğrenmiyorduk. Buna rağmen -özellikle Hans Zimmer’ın müzikleri sayesinde- sizi bizzat Fransa’da, tahliye edilmek için bekleyen askerlerin yanındaymış gibi hissettiriyor ve gerilimlerinin bir parçası gibi hissettiriyordu. Filmi daha sonra tekrar izlediğimde kurgunun da bu filmi ayakta tutan etkenlerden biri olduğunu iyice idrak etmiştim. Tenet’i izlemeden önce de Dunkirk gibi görsel açıdan etkili ve müzikleriyle tonunu büyük bir başarıyla belirleyen bir film beklemenin yanında, daha güçlü bir senaryo ile şaşırtılmayı bekliyordum. Fakat yazıda uzun uzun açıkladığım üzere bu senaryo kısmındaki beklentimin karşılığını bulamadım. Dunkirk, Nolan’ın uzun zamandır kendi başına yazdığı ilk filmiydi. Ancak Tenet’te yazarlık açısından pek bir ilerleme kat ettiğini hissetmedim. Belki de bu bilinçli bir karar fakat benim filmden aldığım zevki ne yazık ki olumsuz etkiledi. Kurgu, müzikler gibi teknik anlamda belirli bir standardın üstünde de olsa bunlar filmin hanesine çok büyük artılar olarak geçmiyor.

Tenet

Tenet’in Güçlü Noktaları

Filmin büyük marifeti olarak nitelendirilen zaman yolculuğu, filmin en büyük artısı ve eksisi diyebilirim. Aslında dövüş sahnelerinin koreografisini ve zaman yolculuğu konsepti ile yapılanları anlamak zor değil. Sonuçta elimizde görsel bir materyal var ve bu sayede olanları zihnimizde algılamak çok daha kolay. Ancak kendi çevremden gözlemlediğim kadarıyla bu sahnelerde yaşananları rahatlıkla anlayamayan pek çok insan var. Bir yandan sahnelerin kurgusunu çözmeye çalışmaya harcanan eforun büyüklüğüne göre alınan zevk elbette ki düşüyor. Ancak filmin köşe taşlarını oluşturan aksiyon sahnelerini başarılı bir şekilde çekebilmek elbetti ki büyük bir yenilik.

Filmde belli ki en üstüne düşülmüş, en emek verilmiş şey size aksiyon sahnelerinin gerginliğini hissettirmek. Bunu başarmak için de Nolan zekice fakat akılda kalıp kalmayacağını sadece zamanın söyleyebileceği kararlar almış. O vakit gelene kadar kendi yorumlarımı yapmakta bir zarar olduğunu düşünmüyorum. Öyleyse filmin görsel ve işitsel yanını, Nolan’ın Tenet için çalıştığı bestekar ve görüntü yönetmeni hakkında konuşayım.

Tenet

Bir Bütünün Parçaları

Tenet’in film müzikleri Ludwig Göransson’ın elinden çıkma. Kendisi Black Panther ve The Mandalorian‘ın müziklerini bestelemiş, Childish Gambino‘nun pek çok albümünde yapımcı olarak yer almış birisi. Black Panther film müzikleri ile Oscar kazanmış olmasından ve Mandalorian’ın uzun zamandır Star Wars adına çıkmış en karakteristik müziklere sahip olmasından diyebiliriz ki Görranson, akılda kalıcı müzikler yapabilen birisi. Tenet’te ise filmin anları içerisinde yaşanan gerginlikleri ve olayları karakterlerin anlayamamasından gelen boğucu hisleri geçirebilmiş olsa da akılda kalıcı bir parça çıkaramıyor.

Görüntü yönetmenliğinde ise Hoyte van Hoytema var. Hoytema’yı ise Nolan’ın önceki filmleri Interstellar ve Dunkirk’ten tanıyoruz. Film ilk sekansından itibaren aksiyon dolu ve burada filmin temposuna yetişmek en başta biraz çaba gerektirse de daha sonralarında Hoytema’nın Tenet’te çıkardığı iş epey takdir edilesi bir hal alıyor. Kullanılan soluk ve gri tonlar filmin tonuna çok iyi uyuyor ve teoride zor aksiyon sahnelerinin pratikte başarıyla uygulanmasını sağlıyor.

Filmi diğer casus filmlerinden en olumlu yönde ayıran şey elbette ki aksiyon ve zaman yolculuğunu başarılı bir şekilde bir araya getirmesi. Dövüş sahnelerini zaman yolculuğu sayesinde tekrar ziyaret ediyoruz ve bu sahnelerin işleyişini ilk seferde anlamış da olsam geri dönmemiz koreografileri üzerinde daha fazla düşünüp takdir etmemi sağladı. Dövüş sahnelerindeki kurgu ve cutlar sinir bozucu bir hal alabiliyor. Yine de fragmanlarda bolca gördüğümüz uçak sahnesi ile trafikteki çatışma sekansı beğendiğim ve filmin artı hanesine yazılmalarını sağlayan kurgulara sahip. Filmin genelinde uçak kazasını planladıkları sahne tarzı başka filmlerden alışık olduğumuz fakat yine de stilistik olmayı başaran bir kurgu bekleyip bulamayınca bir miktar üzüldüğümü belirtir isem yalan söylemiş olmam.

Karakterler

Filmin karakterlerine değinmeye başladığımızda filmin büyük bir sorunu da gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Tenet’in iyi ve kötü karakterleri o kadar tek boyutlu ki filmi izlerken karakterler arasındaki çatışmayı gerçekten umursadığımı söylemem zor. Kahramanımız film ilerledikçe anlaşıldığı üzere kendini içine attığı bir döngüde hareket ediyor ve bu döngü bir bakıma hem kendisinin sadece ahlaki açıdan olumlu kararlar almasına hem de kötü karakterimiz Andrei Sator’un sadece kötülüğe hizmet eden, kendisi gibi yüzeysel aksiyonlarına dayanıyor. Bu bakımdan filmi saf iyi ve kötünün bir döngü içindeki sürekli mücadelesi olarak yorumlamak da filmin tek boyutlu karakter anlatımı yüzünden pek mümkün olmuyor. Kötü karakterimiz Sator, elindeki büyük teknolojiye rağmen vizyonunu sorgulatan bir takım hareketler sergiliyor.

İyi ve kötü karakterlerimizi birbirine bağlayan nokta olan Elizabeth Debicki’nin karakteri Kat ise bir o kadar tekdüze. Film boyu ana motivasyonunun sadece çocuğu olması beni o kadar uzaklaştırdı ki kendisinin filmde gösterdiği yolculuğun bir parçası olamadım. Andrei Sator, bu filmden beklemediğim kadar yüzeysel bir kötü olmuş. Elindeki imkanlara rağmen davranışları, kendisini epeyce sorgulatıyor ve bulunduğu sahnelerden keyif almamı engelliyor. Filmin karakterler konusundaki probleminin en büyük örneği de Sator’un kendisi oluyor. Nolan’ın ilham aldığı casusluk filmleri, özellikle Bond filmleri kadın karakter ve kötü konusunda günümüzde kendilerini geliştirirken Tenet’te bu derece tek boyutlu olması beni rahatsız etti.

Oyunculuklar ve Diyaloglar

Tenet, beklemediğim bir şekilde John David Washington ve Robert Pattinson’ın arasındaki kimyadan güç alan bir film. Bahsettiğim iyi ve kötü döngüsünün katalizörü görevini gören Robert Pattinson’ın karakteri Neil, Pattinson’a rağmen eşsiz bir karakter olamasa da yapbozdaki görevini başarıyla yerine getiriyor. John Denzel Washington’ın isimsiz “kahraman”ı ve Neil filmi izlerken büyük bir zevk almamı sağladı. Hatta diyebilirim ki Pattinson ve Washington birbirlerini o kadar yükseltiyorlar ki filmin finaline yakın ilişkileri hakkında öğrendiğimiz bir detay filmin en vurucu olmaya yakın anını ortaya çıkarıyor. Kenneth Branagh ve Elizabeth Debicki ise karakterlerinin yarattığı sıkıntıların da etkisiyle etkilendiğim performanslar sergileyemiyor.

Filmin bir diğer sıkıntılı noktası ise diyalogları. Anlattığı bir derdi olan film Tenet. Zaman yolculuğu işini de elbette ki diyaloglarla anlatmaya kalkıyor. Hem de filmde ne zaman bir yolculuk gerçekleşecek olsa bunun üzerine uzun bir konuşma görüyoruz neredeyse. Yani diyalogları takip etmek bu derece önemli iken ben biraz eksik buldum kalitelerini. Klasik ajan filmlerinde kurulan one-liner mantığında veya film hakkında ya ipucu veren ya da kafanızda bir şeyler kurmanızı amaçlayıp oyalayan pek çok diyalog mevcut. Tenet kelimesinin kendisi de ilke anlamına geldiği için yine filmin içinde ve küçük ama kritik anlarda karşımıza çıkıyor. Diyaloglara bu derece yük bindiren bir film için daha üzerine düşünülmüş olmalarını ister istemez beklediğimi söyleyebilirim.

Tenet ve “Diğer” Casusluk Filmleri

Bilinçli bir şekilde klasik casus filmlerine, özellikle Bond filmlerine benzer bir yapısı var Tenet’in. Kahramanımızın kötü karakter ve hikayede aktif bir rol sahibi tek kadın karakter ile yakınlaşması Bond filmlerini fazlasıyla andırıyor. Kağıt üzerinde güzel bir fikir olan “zaman yolculuğu temalı casus filmi” konsepti ise anlattığım gibi derinliksiz hikayesi ve karakterleri ile aksiyon sahnelerini izlerken harcadığınız eforu istemediği için tuhaf bir tezatlık ortaya çıkıyor. Neden sonuç ilişkisi, hayatta kalma çabası, determinizm temalarına geri dönemeyecek kadar aceleyle giden işleyişi nedeniyle bu temalar havada kalıyor.

Tenet, bilim tarafı kendi başına üstüne fazlasıyla konuşulacak bir yapı oluşturamıyor. Bence Nolan’ın bu filmdeki amacı da bilimsel yanı ile konuşulmak değil. Parçacık fiziği gibi dallardaki en temel bilgileri alıp bunun üzerine eklediği kurgu ile görsel bir şölen yaratmayı planlayıp bir noktaya kadar da başarıyor Tenet. Spoiler vermeden filmin aksiyon sahnelerindeki temel mantığı bir çeşit Feynman diyagramına benzetebiliriz: iki uç noktadaki ve birbirine karşıt olan parçanın birbirleri ile çarpışması gibi. Tenet zaten fizik hakkındaki söylemlerinin kendi başlarına çok da anlamları olmadığının farkında olan bir film. Buna rağmen entropi, Manhattan Projesi gibi kavramlardan bahseden bir filmde ve diyaloglarda biraz daha üstüne düşünülmüş şeyler bekliyordum.

tenet

Aksiyon Kahramanları Ve İzleyici

Filmi teknik anlamda takdir ediyorum ve ne yapmaya çalıştığını anlıyorum. Ama çok daha basit ajan filmleri olan Skyfall ya da Mission Impossible: Fallout bir şekilde aksiyon filmi anlamında Tenet’ten bir tık üstte duruyor gözümde. Bu filmler Nolan’ın yaptığından daha zekice olmayabilir. Ancak Tenet’teki tüm uğraşa rağmen insan olmak ve hata yapmak hakkındaki ufak da olsa dokunuşları o diğer filmleri daha insani yanları olmasını sağlıyor sanırım. Ya da günümüzün en sevilen aksiyon filmlerinden biri ile örnek veriyim. Yani Mad Max: Fury Road’tan. Fury Road, Tenet gibi film boyu aksiyon dozunu asla azaltmıyor. Ancak yaratılan ortam, filmin kurgusu ve ilk sekanstaki Max’in hali; karakteri Tenet’teki herhangi bir karakterden daha çok umursamanızı sağlıyor. Dunkirk’te olayın gerginliğini sıradan bir insan olarak anlayıp kendimizi orada hissetmek zor gelmezken Tenet’in daha uçuk ve riskli dünyası buna pek izin vermiyor.

Bu saydığım diğer filmlerin çoğu gibi Tenet de dünyayı kurtarmak üzerine bir aksiyon filmi. Ancak hem anlattığım gibi insanların kendilerini yakın hissedecekleri bir karakterin eksikliğinden hem de konseptinden dolayı daha zor bir film Tenet. Ses ve görüntü ile yaratılan öyle bir ton var ki bazı noktalarda film sanki sizi atmosferik anlamda boğuyor. Filmin bu boğucu havasına; gürültü ve soluk tonlarına rağmen hikaye pek böyle gitmiyor. Beklediğim pesimist ve nihilist sona asla yaklaşmıyor. Final anında karakterlerin aldıkları zor kararları takdir etsem de Tenet kendi yarattığı ton ile finali arasındaki fark ile beni tatmin etmekten kıl payı dönüyor. Son yazdıklarımla benzer şeyleri düşünmeyecek pek çok seyirci vardır. Ancak yazıyı sonlandırmak üzereyken film ile ilgili en kişisel sorunlarıma değinmek istedim. Sonuçta Tenet sadece beni tatmin üzerine kurulu bir film değil fakat bu gibi sorunların filmin seyircileri arasında fikir ayrılığı oluşmasının olası nedenlerinden olarak görüyorum.

Tenet Hakkında Son Yorumlar

Nolan klasik bir casus filmini alıp kendi filtrelerinden geçirerek Tenet’i ortaya çıkarıyor. Ancak aksiyon sahneleri ne kadar üzerine düşünülmüş ve emek verilmiş ise, film ne kadar teknik anlamda başarılı olsa da aksiyon filmlerini insanlar için özel kılan bir şeyden kaçınıyor: karakterler ile olan bağ. Bu eksikliğe rağmen aksiyon mantığına yenilikçi bir bakış açısı getiren Tenet, hem kendini fazlasıyla açıklamaya çalışıp hem de daha kompleks bir hale getiriyor. Filmi genel olarak ele aldığınızda, dağılmaya meyilli bir yapboz gibi duruyor. Sadece görsel bir kanal sayesinde izleyebileceğimiz ilginç aksiyon sahneleri ve bu sahneleri izlememiz için oluşturulan bir o kadar ilginç olmayan nedenlerden ibaret kalıyor Tenet.

Tenet

Senaryo - 5.7
Oyunculuklar - 6.5
Görsellik ve Müzikler - 8
Kurgu - 6.5
Karakterler - 6

6.5

İyi ve kötü sonuçlanan riskleri olan bir film.

Tenet, sadece görsel bir kanal sayesinde izleyebileceğimiz ilginç aksiyon sahneleri ve bu sahneleri izlememiz için oluşturulan bir o kadar ilginç olmayan nedenlerden ibaret kalıyor.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı