Filmİnceleme

Pulp Fiction | İnceleme

Tarantino serimiz Pulp Fiction ile devam ediyor. Pulp Fiction kurgusuyla, senaryosuyla, müziğiyle hatta oyuncu kadrosuyla bile Tarantino’nun elinden çıktığını az çok belli ediyor. 25 yıl önce vizyona girmiş olan film Tarantino’nun mesleğinin başından itibaren üslubunu yansıttığını kanıtlarcasına birçok ödül toplamış. Eleştirmenlerden de oldukça güzel geri dönüşler alan Pulp Fiction, Once Upon A Time In Hollywood öncesi hatırlanmayı hak ediyor.

Samuel J pulp fiction

Filmin Konusu

Film kendi içinde 3 başlığa ayrılmışken tek bir konuya odaklanmak mümkün değil. Her ne kadar üç ana kısım olsa da hikayeler dallanıp budaklanıp daha fazla konuya değiniyor. Farklı zaman çizgileriyle aktarılan hikayeler film bittiği an seyircinin kafasında oturacak kadar da temiz işlenmiş. Son saniyeye kadar bütün taşlar yerine oturmayıp her sorun çözümlenmediğinden çok sürükleyici devam ediyor tüm film.

The Bonnie Situation

Karakterlerin birbirinden habersiz hikayelerinin her biri merak uyandırıcı ve her karakter için film farklı yerlerde noktalanıyor. Yine de tüm olaylar bir şekilde birbirine dokunmadan bitmiyor film. Hikayelerden ilki Honey Bunny ve Pumpkin’inki. Bu çiftimizin hikayesi bir restoranda geçen kısacık zamanda tamamlanıyor ve en az tanıdığımız karakterler olarak kalıyorlar. Hikayeleri de kendileri gibi küçük bir yer kaplıyor filmde.

Soyguncu bir çift olarak karşımıza çıkan Honey Bunny ve Pumpkin yeni soygunlarını konuşurken restoran soymanın da gayet kolay olacağını düşünüp ani bir kararla yemek yedikleri mekanda silahlarını çıkarıyorlar. Devamında neler olduğunu ancak filmin sonunda görüyoruz ama soygunları başarılı denecek şekilde bitiyor. Aynı zamanda Jules ve Vincent da restoranda olmasına rağmen Jules’un merhametli anına denk geldikleri için ölmeden kaçabiliyorlar.

Bu ikili daha çok filmdeki ana karakter olarak görebileceğimiz kişilerin gelişimini göstermek adına konulmuş gibiler. Filmin en başında ve sonunda onları görüyor olmamız da karakter gelişimlerine vurgu yapması açısından çok güzel düşünülmüş.

Vincent Vega & Marsellus Wallace’s Wife

Başlık her ne kadar Vincent ve Mia’ya ait olsa da daha fazla karaktere odaklanan bir hikaye bu. Patronun şehir dışına çıkarken Mia’nın yanında bulunması için Vincent’ı görevlendirmesiyle başlıyor. Doğrudan Mia’nın hikayesini incelersek fazlasıyla sorumsuz davrandığı için başına gelmeyen kalmıyor. Hatta kelimenin tam anlamıyla ölüp diriliyor. Vincent elinden geldiği kadar Mia’yı dizginlemeye çalışsa da en sonunda Mia onu da baştan çıkarıyor ve karakterler hızlıca karanlık bir hikayeye sürükleniyor.

Kısa bir yemek ve dans sahnesinden sonra eve döndüklerinde Mia’nın aşırı doz uyuşturucudan kalbinin durması ve Vincent’ın onu hayata geri döndürme çabaları oldukça etkileyici. Mia’yı tedarikçinin evine götürüp ondan yardım istediği halde müdaheleyi yine Vincent’ın yaptığı sahne tersten çekilmiş. Adrenalin iğnesini aslında saplamıyor, sadece göğsünde duran iğneyi hızlıca geri çekip sarmışlar. İzleyeni fazlasıyla geren bir sahne olduğu gibi çekilmesi de zormuş anlaşılan. Mia canlandıktan sonra Vincent’la bunu kimseye söylemeyecekleri konusunda anlaşıyorlar ve tekrar karşılaşmaları ancak Marsellus’un odasında oluyor. Mia üstü kapalı bir şekilde teşekkür ettikten sonra da hikayesi sona eriyor.

Bu başlığın değindiği bir diğer hikaye de Jules’unki. Jules patronunun çantasını almaya gittiklerinde saldırıya uğrayıp sağ çıktıkları için aniden insan öldürme işini bırakmaya karar veriyor. Çanta teslimini yapıp bir an önce kurtulmak isterken arkadaşlarından biri çok absürt bir şekilde ölüyor. Vincent’la cesedi ortadan kaldırmaya çalıştıkları sahneler de eğlenceli ama aynı zamanda rahatsızlık verici.

Tarantino’yu bu kısımda katillere yardım ederken görüyoruz. Yardımcı olmaktan daha çok hayıflansa da uzun uğraşlar sonucunda temizliği tamamlıyorlar ve sorun ortadan kalkıyor. Bu ölümün diğer olaylara etkisi yokmuş gibi dursa da kendi başına filme çok güzel bir tat katmış. Doğal olarak biz seyircilerin bilmediği mafya işlerinin temizliğini Tarantino fiyakalı bir adamın yürüttüğünü hayal etmiş ve komik olsa da filmin akışında sorgulanmayacak şekilde yedirmiş.

Jules’un hikayesi restorana bağlanıyor ve orada soygun yapan kişileri daha önce olsa gözünü kırpmadan öldürecek olan suçlular onları bağışlıyor. Karakterindeki değişimin kalıcı olduğunun sinyalini veren Jules’un işi bıraktığını daha sonra da Vincent’ı tek görünce anlıyoruz.

Vincent ise restorandan sonra Mia’nın yanına izlediğimiz olayları yaşamaya gidiyor. Ancak Vincent’ın hikayesi böyle bitmiyor. Butch’ın evini gözetlemeye gittiğinde yanında Jules olmadığı için hazırlıksız yakalanıp filmdeki diğer ölümler kadar hızlı bir şekilde veda ediyor.

The Gold Watch

Butch’ın hikayesi duygusal temellere dayandırılmış. Babasından yadigar saatin ne kadar değerli olduğunu görerek başlıyoruz Butch’ı izlemeye. Barda Marsellus’la yaptığı anlaşmadan sonra buna uymayıp kaçmaya çalışıyor. Her şey planladığı gibi rahat ilerleyecekken tek engel başta gördüğümüz saat oluyor. Saatin peşinde giderken önce Vincent’ı öldürmek zorunda kalıyor. Tam kurtulduğunu düşünürken de Marsellus’la karşılaşıp ikisinin de sapıkların eline düşmesine sebep oluyor. Yine bu adamlardan kendini kurtardıktan sonra son anda Marsellus’a da yardım etmeye karar verip yakasını tamamen mafyalardan kurtarmış oluyor ve hayal ettiği hayatı yaşamak için yeniden yola çıkıyor.

Eğer Butch saatini en başta evde unutmasa tüm bu olaylar yaşanmadan da şehri terk edip kurtulmuş olacaktı. Böyle bakınca kendinden çok başka karakterlere zarar veren bir konumda olduğunu anlıyoruz Butch’ın. Kötü karakter olarak tasarlanmasa da filmdeki çoğu sorun gibi Butch da yalnızca talihsizlikler sonucu bunların yaşanmasına sebep oluyor. Pulp Fiction sayesinde filmlerdeki sorun çözme denkleminin bir kötü adama ihtiyaç duyulmadan da elde edilebileceğinin en güzel örneklerinden birini görmüş oluyoruz.

Karakterler

Marsellus Wallace:

Filmde en sert karakter olarak görüyoruz Marsellus’u. Sahne süresi kısa olmasına rağmen filmdeki tüm hikayelere bir ucundan dahil olan tek karakter. Mafya babası olmasına ve içinde bulunduğu dünyada ürkütücü olmasına rağmen yanlış kişilerin eline düştüğünde mağdur rolünde de görüyoruz onu. Hikayesi hiç beklenmedik şekilde filmdeki en acıklı hikayeye dönüşüyor.

Mia Wallace:

Diğer karakterlerin Mia’ya yaklaşımı tamamen “Marsellus’un karısı” şeklinde olsa da filmdeki en renkli kişiliklerden. Mia da Marsellus gibi gücün ve paranın getirdiği özgüvene sahip ve bu bazen pervasızca hareket etmesine sebep oluyor. Bir noktada bu hareketleri yüzünden ölüme yaklaşmasının onun uyuşturucuya olan tutumunu değiştirip değiştirmediğini filmde görmüyoruz.

Vincent Vega:

Anlam verilmeyen çıkışları olan Vincent, Marsellus’un tetikçilerinden biri. Rahat ve eğlenceli karakteri günlük yaşamında avantaj sağlasa da iş hayatında sorumsuzlukları kazalara sebep olabiliyor. Mia olayı ve yanlışlıkla kendi adamını vurması gibi küçümsenmeyecek kazalar hem de. Film boyunca başına gelen absürd kazalara benzer bir şanssızlık da ölümüne sebep oluyor.

Jules Winnfield:

Marsellus’un diğer tetikçisi. Vincent’e nazaran daha saldırgan bir kişiliği olmasına rağmen daha kontrollü davranıyor. Vincent’la yaşadıkları saldırıdan mucizevi şekilde kurtulduktan sonra bunu bir işaret olarak görüp işi tamamen bırakmayı kafasına koyuyor. Bu olaydan sonra karşısına öldürme fırsatı çıkmasına rağmen bunu yapmıyor ve kararının kesin olduğunu görüyoruz. Bu kararı bir nevi Vincent’ı yalnız bırakıyor ve dolaylı da olsa ölümüne sebep oluyor.

Butch:

Boksör olan Butch bir noktada mafyayla işbirliği yapsa da kendi dünyasında mutlu olmaya çalışan bir karakter. Duygusal bir yapıya sahip olduğunu belli etmese de geçmişine ve kız arkadaşına olan tutumundan bunu görebiliyoruz. Aynı zamanda cinayet işlemiş biri olmasına rağmen Marsellus’u tecavüzcülerden kurtardığı sahneden sonra daha önceki hatalarını kendince sebepleri yüzünden yaptığını anlıyoruz. Fabienne ile rahat bir hayat sürdürmek tek amacı ve bunu zor da olsa sonunda başarıyor. Birtakım talihsiz olaylar atlatmasına rağmen filmin sonunda istediğini elde eden tek karakter.

Fabienne:

Butch’ın biraz gölgesinde kalan kız arkadaşı. Filmde daha çok sinir bozucu ve sorun çıkarıcı bir konumda. Yalnızca Butch’ın yanındayken gördüğümüz için kendi hikayesi hakkında pek bir bilgi edinemiyoruz.

Honey Bunny:

Filmde ilk gördüğümüz çiftteki çılgın kız Bunny. Hakkında bildiğimiz tek şey soyguncu ve biraz da ani tepkiler veren kontrolsüz biri olduğu.

Pumpkin:

Honey Bunny’nin erkek arkadaşı. Honey ile birlikte soygunu gerçekleştirirlerken Jules’un aydınlanmasından nasibini o da alıyor. Bu iki karakter de istedikleri soygunu sağ salim gerçekleştirdiği için şanslı sayılabilirler.

Müzikler

Girl You'll Be A Woman Soon Pulp Fiction
Girl You’ll Be A Woman Soon

Filmdeki tüm müzikler şahane. Tarantino’nun filmlerindeki şarkı seçimleri her zaman çok etkileyici olmuştur. Pulp Fiction da yerinde ve dozunda kullanılan şarkılar ve müzikler açısından aynı şekilde başarılı. Tüm sesler hikayeyle bütünlük oluşturuyor. Her filminden playlistlere eklenecek bir şarkı çıkabiliyor dersek, bu film için o şarkı “Girl You’ll Be A Woman Soon” olarak seçilebilir.

Pulp Fiction (Ucuz Roman) İnceleme

Yönetmenlik - 10
Oyunculuk - 9
Müzikler - 10
Kurgu - 10
Teknik - 8
Hikaye - 9

9.3

Muhteşem

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı