Filmİnceleme

Burning Film İncelemesi

Burning, geçtiğimiz yıl Cannes film festivalinde Altın Palmiye için yarışan adaylar arasında en iddialı yapımlardan biriydi. Chang-dong Lee yönettiği dram – gizem türündeki filmin baş rollerinde The Walking Dead dizisinden tanıdığımız Steven Yeun (Ben), Ah-in Yoo (Jong-su) ve Jong-seo Jun (Hae-mi) yer alıyor. Haruki Murakami’nin “Barn Burning” öyküsünden uyarlanan film, kaynağına oldukça sadık bir yapım olmakla kalmayıp, yapmış olduğu ince dokunuşlarla hikayeyi çok daha üst noktaya taşıyor.

Filmin temposu oldukça ağır olmasına rağmen 148 dakikalık süresini karakterlerine ve oluşturduğu hikayesine yatırarak çok doğru bir şekilde kullanıyor. Yer yer politik göndermelere yer veriyor ancak çok kısa sahneler olduğu için filmin ana düzleminden saptırmıyor. Sinematik olarak çok zengin içerikler barındırmıyor belki ama görsel anlatım konusunda oldukça başarılı. Zaten daha çok hikayeye odaklandığı için, böyle bir çabası olduğunu söylemek de mümkün değil. Bu noktada filmin bir diğer arka planda bıraktığı kısım da oyuncuları. Baş roldeki tüm oyuncular harika bir iş çıkarmasına rağmen hiçbirinin filmin önüne geçmesine olanak verilmemiş gibi. Kaldı ki tersi bir durumda filmin var olan yapısında negatif etki bırakabilirmiş.

İşte tam bu kısımda film almış olduğu övgüleri sonuna kadar hak ediyor. Hikaye anlatımı. Geçmişte aynı mahallede oturmuş Hae-mi ve Jong-su şans eseri karşılaşırlar ve kısa süre aralarında bir çekim oluşur. Hae-mi, kendi deyişiyle hayatının anlamını arayan, büyük açlığını doyuma ulaştırmak isteyen biriyken, Jong-su sadece var olabilme çabası içindedir. Tam olarak bu bölümde Hae-mi bizlere bir pantomim gösterisi yapar ve gerçek ile kurgunun nasıl bir olabileceğini gösterir. Sonrasında da bir süre biriktirmiş olduğu parasıyla Afrika’ya büyük açlığını gidermek için gideceğini ve bu sürede Jong-su’dan kedisine bakmasını ister. Ancak Schrödinger’in kedisi misali, etrafta kedinin varlığına dair kanıtlar görsek de kedi bir türlü Hae-mi’nin odasında gözükmez.

Hae-mi’nin Afrika’dan dönüşünden sonra ise film bambaşka bir yol alır. Afrika’dan birlikte döndüğü Ben; iyi giyinen, zengin ve insanlarla arası iyi birisidir. Jong-su onları ilk gördüğü andan beri bir çift olduğunu düşünürcesine hareket ederken, Hae-mi’nin aslında hala Jong-su’dan almış olduğu saati kullandığını ve özünde ondan hoşlandığını anlıyoruz. Üçlü birlikte daha fazla vakit geçirmesiyle izlediğimiz aşk üçgeninin bir yanılsama olduğu bizlere imgesel anlatım ile aktarılıyor. Bu bölümde şüphe yeniden şekillenmeye başlıyor ve kurgu ile gerçek arasındaki bütünlük parçalanıyor.

Ben de o gün batımı gibi kaybolmak istedim. Ölmek çok korkutucu. Keşke hiç var olmamış gibi kaybolabilseydim.

Parçalanan gerçeklik algısıyla birlikte her şey metaforlar üzerinden anlatılmaya başlandığında ise şüphe doruk noktasına ulaşıyor. Hae-mi’nin çocukluğunda düştüğü söylediği ancak kuyuyu kimsenin hatırlamaması, Jong-su’nun ebeveynleriyle olan yıpratıcı ilişkilerini anlatması, Ben’in yaklaşık iki ayda bir seraları yaktığını söylemesi mükemmel zamanlamayla filmdeki yerini buluyor ve izleyiciyi şüpheye sokuyor. Böylelikle gizemini koruyan film, Hae-mi’nin kaybolmasıyla gerçek arayışına çıkıyor.

Gerilimin doruk noktasına ulaştığı bu bölümde, Jong-su bir yandan kaybolan Hae-mi’yi ve onun düştüğü kuyuyu ararken, diğer yandan da Ben’in çok yakınında bir serayı yakacağını söylemesi üzerine civardaki bütün seraları kontrol etmesiyle geçiyor. Ancak tüm uğraşlarına rağmen Jong-su ne Hae-mi’yi bulabiliyor, ne kuyunun varlığına dair bir bilen ne de Ben’in yaktığını söylediği bir sera. Jung-su son olarak çareyi Ben’i takip etmekte buluyor ve korktuğu gerçek ile arasındaki şüphenin perdesini aralıyor.

Perdenin son kısmında ise şüpheler son buluyor, kurgu ve gerçek tekrar bütünleşiyor. Kimsenin hatırlamadığı kuyunun varlığı ortaya çıkıyor, hiç görmediğimiz kediyi görüyor, başından beri gözümüzün önüne serilen gerçekleri Hae-mi’nin saatiyle görüyoruz. Jong-su da böylelikle tıpkı Hae-mi gibi bu şüphe arayışında büyük açlığını gideriyor, Hae-mi’nin kaybolmasını yok sayarak onu gerçek yapıyor ve geçmişte yaptığı gibi her şeyi yakarak yeni bir yola giriyor.

Kısacası Burning, hikaye anlatımıyla sinemanın görsel dilini çok iyi harmanlıyor. Zaman kavramlarını birbiri içine geçirerek döngülere sokuyor ve gerçek ile kurguyu hem bütün, hem de parçalanmış olarak vererek gizemini koruyor. Bu haliyle geçtiğimiz yılın en iyi işlerinden biri olmakla kalmayıp, toplamış olduğu tüm övgüleri sonuna kadar hak eden bir yapım.

Burning İncelemesi

Puan - 8

8

Harika

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu